"Çukurova’nın En İyi Gazetesi"

Son Güncelleme 10:35

Gökhan Mutlay, Başarılı ve Romantik bir Adanalı

Ona Başarı Sırlarını, Mutlu İlişkinin Formülünü,

Clinton'ı,  Hürrem'i Sordum

Gökhan Mutlay, ortaokul ve lise arkaşadım. Başarılı bir işadamı. Okuldayken de yerinde duramazdı. Hala aynı, çevresine enerji ve ışık saçıyor. Hayata sıkı sıkıya bağlı. Mücadele adamı. Bulunduğu yere dişi tırnağı ile geldi. İyi yaşamayı biliyor. Hepsini hak etti. Gençlere örnek olacak bir rol model. Dünyayı dolaşıyor. Bir seferinde onunla Frankfurt Havaalanı'nda bile karşılaştım. Ona her şeyi sordum. Başarı sırlarını, evliliğini, mutlu ilişkinin formülünü, Istanbul'da Adanalı olmayı, Clinton ve Hürrem'i bile. Bana söz verdi, Hürrem'i Adana'ya getirecek.

 

  • İş hayatına nasıl başladın?

Boğaziçi Fizik'de okurken kongre turizmi yapan şirketlerde part time çalışmaya başladım. Bu işe tutkuyla bağlandım. Öyle ki sonunda Turizm okudum.

  • Yatay geçiş mi yaptın?

Yok tekrar sınava girdim. Boğaziçi Turizm'i bitirdim. Fizik de bana göre değildi zaten. Öğrenciyken  iş hayatına girip para kazanmaya başlayınca dengeyi iyi kurmak gerekiyor. Okulu ihmal etmemek gerekiyor kesinlikle. Ben biraz ihmal ettim. Turizm okurken staj kağıdını imzalattığımda zaten The Marmara'nın Ziyafet Müdürü olmuştum.

  • Okurken çalışmanın avantajı çok büyük yani...

Aynı okulda okuyanları düşün, aynı eğitim, aynı okul, aynı toprak ama bazıları iş hayatında çok çabuk ilerliyor. Bunun nedeni aldıkları eğitim mi? Aileleri mi? Değil. Nasıl söyleyim sana? Asıl neden dünya görgülerinin ve muhakeme yeteneklerinin gelişmesi. Senin, benim gibi işte.

Okurken çalışırsan, bir şirkette part time çalışırsan dünya görüşün ve yaşam guston gelişiyor. Mesela bir etkinlik ve kongre şirketinde çalışırsan beş yıldızlı otelde kalıyorsun, iyi restoranlarda yiyorsun, Türkiye'nin, bütün dünyanın sektör liderleri, fikir önderleri ile birebir tanışıyorsun. Onların hikayelerini dinliyorsun. Şirketleri, sektörleri yakından tanıma fırsatın oluyor. O ortama, o yola girme şansın oluyor. Herkes okuduğu mesleği yapmıyor. Hangi mesleğe sahip olacağını dünyasını geliştirerek karar veriyor. 

  • Okurken çalışırken para da kazandın mı? Harçlığını çıkardın mı?

Fazlasıyla kazandım. Biraz eğleniyordum da. Tamamen eve kapanmakla da olmaz. Para harcamayı da bilmek gerekiyor. İş hayatında hızlı yükselmemim bir diğer sebebi de sosyal olarak kendimi geliştirme imkanı bulmam. Ben otelde santralde işe başladım, iki senede ziyafet müdürü oldum. Benimle beraber santralde çalışan bazı arkadaşlarımı seneler sonra gördüğümde bazıları hala santralde çalışıyordu. Bir insanı diğerinden ayıran kesinlikle muhakeme yeteneği ve sosyal görgüdür. Gençlere tavsiyem okurken kongre ve etkinlik şirketlerinde part time olarak çalışmaları. 

  • Hem kendileri, hem çevreleri gelişir, hem para hem de meslek sahibi olurlar diyorsun.

Aynen öyle. Hayatı tanırlar. Şimdi iş görüşmelerinde soruyorlar mesela 'Maguro nedir?' diye.

  • Bir Sushi çeşidi değil mi?

Evet. Demek istediğim insanlara daha çok sosyal yönden bakıyorlar. Eskiden okulda ne kadar çalışkan, derslerinde ne kadar başarılı olduklarına bakarlardı. Dersler tek başına yetmiyor. Sosyal olarak kendini geliştirmek zorundasın.

  • Nasıl girişimci oldun? Öğrenciyken otelde telefon santralinde çalışıyordun, şimdi patronsun.

94'de transfer teklifi aldım Hyatt Regency Otel'den. İyi para kazandım. Uluslararası boyutu görmek istedim, aslında hayal kırıklığı oldu. 96'da Habitat Kongresi'nin Yiyecek İçecek Koordinatörü oldum. Çok büyük deneyim oldu benim için. Düşünsene 6000 polis, 2500 çalışan ve 8000 katılımcının tüm yiyecek ve içecek organizasyonunu yönettim. Bu arada bir İtalyan restoranı açtım. Sale e Pepe, dört şubeye kadar büyüdü ama restoran işi çok zor. 

  • Hatırlıyorum restoranını 30 yaş doğum günümü orada kutlamıştım.

Ben de otuz yaşımda askere gittim. İngilizce sınavında birinci olunca Belçika'da Nato'da askerlik yaptım. Haftada üç gündü görevim. Ben de Türkiye'nin gönüllü turizm elçiliğine soyundum. Türkiye Turistik Otelciler Birliği'ne başvurdum, Avrupa ile ilişkileri geliştirmek için çalışmak istiyorum dedim. Avrupa'da tüm oteller birliklerini dolaştım, fuarlara katıldım, turizm derneklerini ziyaret ettim. Fikir önderlerini ve karar vericileri Türkiye'ye gönderdim. Sektörle irtibatımı askerlikte bile koparmadım yani. Sunay sana ikinci bir şey daha söyleyim. İngilizceyi çıkar ben sıfırım, sıfır.

  • Estafurullah

Gerçekten öyle! İngilizcen yoksa bu yerlere gelemezsin. İngilizcen olmazsa istediğin kadar sosyal çevren, muhakeme yeteneğin olsun, iş hayatında ilerleyemezsin. Gerçekten çok çalıştım ben ama İngilizceyi çıkar, koca bir boşluk kalır. Temelde yabancı dil var, üstüne kariyeri inşa ediyorsun. Öyle İngiliz gibi konuşmana gerek yok. Söyleneni anla, kendini anlatabil, yeter.

  • Sen Clinton ile de tanıştın değil mi?

Evet. Askerlik dönüşü IKON'nun Genel Müdürü oldum. Çok güzel işler yaptık. AGİT Avrupa Güvenlik Birliği Teşkilatı'nın Türkiye toplantısı mesela. 54 devlet başkanını ağırladık. Zaman ve süreç planlamasının daha iyi yapıldığı bir başka organizasyon görmedim. Istanbul'daki tüm beş yıldızlı otellerden, en az yedi araba konvoylu 54 başkanını zamanında Dolmabahçe Sarayı'na getirmek gibi. Clinton inanılmaz bir karizmaya sahipti. Onun yanında başka birinin önemi kalmıyordu.

  • Monica yoktu ortalıkta demek ki o dönemde !

Yoktu, karizma daha yerindeydi yani ...

  • Flap Tur'un İstanbul ortağı ve Genel Müdürü olduktan sonra Cosmo'yu kurdun.

Her şeyin bir zamanı var. Flap Tur'dan sonra benim için de artık kendi işimi yapma zamanım gelmişti. Cosmo'yu kurdum. Yaklaşık otuziki kişiyiz. Moskova'da, Amman'da ofisimiz var. Etkinlik turizmi yapıyoruz. En büyük müşterilerimiz Koç ve Doğuş Holding. Diğer yanda Uluslararası Organizasyonlar düzenliyoruz. Ben her şeyi iyi yapmak için yaptım, başarı benim için para değil. Yapabildiğimin en iyisini yapabilmektir.

  • Bu arada TV yapımcılığına da başladın?

GiFT isimli yeni şirketimizde Timur Savcı ve Fatih Cesur ile ortağız. İsmi de baş harflerimizden geliyor zaten. Prodüksiyon firması. Geçen yaz Huysuz ile Dans Eder Misin? eğlence programını yaptık. Şimdi 'Biggest Loser' diye 24 ülkede başarılı olmuş bir programın Türkiye versiyonunu yapıyoruz Star'da. Obez insanların zayıflamaya çalıştıkları harika bir format. Neden harika biliyor musun? Sadece içi güzel insanları seçiyoruz. Öyle insanların birbirine çemkirdiği bir program değil yani, çirkef ve kavgacı insanların yer almadığı, 'sen de yapabilirsin, sen de hayatının kontrolünü eline alabilirsin, sen de başarabilirsin' mesajını veren bir program.

Sihirbazlık üstüne yeni bir programımız var sırada. Büyük sihirlerin yapıldığı bir eğlence programı. Bir de gençlik dizimiz olacak.

  • Nereden aklına geldi yapımcılık?

Timur benim kuzenim. Timur TİMS'in sahibi.

  • TİMS deyince akla hemen MUHTEŞEM YÜZYIL geliyor ve hemen ardından da HÜRREM. Şimdi sana HÜRREM'i sormadan edemem.

Sor tabii ki. Meryem dünyanın en tatlı kızlarından biri. Çok çalışıyor ve dışarılarda pek gezmiyor.

  • Basında çok fazla yer almıyor zaten.

Almamaya çalışıyor. Yoksa basına her çıktığında olay. Türkiye'nin en fazla arzu edilen kadını şu an herhalde Meryem'dir. Hem reklam teklifleri anlamında hem de erkekler tarafından. Herkesin reklam anlaşması yapmaya çalıştığı kişi. Konuk oldugu televizyon programlarinin bile reytingi yükselir. 

Drama dünyası farklı bir dünya. Biz seyrettirdiğimize inandıramazsak, sen izlemezsin. Gerçekten öyle olduğuna inanıyorsun. O adamın o kızı sevdiğine, veya o adamın gerçekten adilik yaptığına inanıyorsun. O yüzden de bu oyuncuların ortalıkta çok fazla gözükmemesi gerekli. Yani bugün gariban birini oynayan oyuncunun Reina çıkışında kızlarla gözükmemesi gerekiyor. O yüzden oyuncuların hayatları da zor.

  • Hürrem'i yani Meryem'i Adana'yı bir gezdirmeye, bir kebap yedirmeye getirir misin?

Valla çok güzel fikir, Timur'la yaparız İnşallah. Çok çalışıyorlar. Biraz rahatlasın, inanılmaz çekim programları var. Muhteşem Yüzyıl gibi bir prodüksiyonu bir haftaya sığdırmak inan mucize.

  • Biraz Adana muhabbeti yapsak senle? Ne kadar Adanalısın?

Çok Adanalıyım ya. Adana'dan uzak kaldıkca daha çok Adanalı oluyorum. Adanalı olmak hoşuma gidiyor. Harbi olmak, delikanlı olmak, sözünün eri olmak Adanalılıktır. Ben senin gözüne bakıp, elini sıktıysam sözümü tutmam gerekir. Bu benim iş hayatımındaki başarımın altın anahtarıdır.  Bir de bizim başka bir şeyimiz vardı Sunay ya... Bizim hayatta kalma mücadelemiz vardı.

  • Küçük şehirden gelip büyük şehirde varolma çabası değil mi?

Aynen öyle.

  • Adana'nın bir hayal kırıklığı, bir hüznü var Gökhan. Bu her yaş için geçerli. Girişimciler küskün ve yılgın. Dışarıya beyin göçü fazla. Gençlerde umutsuzluk var. Bir parça da kızgın Adanalı. Neden Adanalılar dışarıda okuyup, iş kurup, başarılı olup da Adana'ya sahip çıkmıyorlar. Neden Adana'da yatırım yapmıyorlar diye. Benim okuyucum bunun hesabını senden sormamı istiyor.

Şimdi ben Adana'da ne yapabilirim. Benim sektörümde yapacak bir şey yok. Ne yapabilirim Adana için, söyle yapayım. Adanalı olmak harbi dost olmaktır aynı zamanda. Gururla söylüyorum, kibirle değil; ben tüm lise arkadaşlarıma iş olanakları açtım. Beraber çalıştık, şirketimde çalıştılar. Askerlik arkadaşlarımı bile işe aldım. Mesleğinde başarılı olmuş ama ticarette umduğunu bulamamış arkadaşlarıma kapımı açtım.

  • Adanayı sahiplenmede eksik kalmış olabilirim ama İstanbul'daki Adanalıları sahiplendim diyorsun yani?

Vallahi öyle, özellikle Adana Anadolu Lisesi'nden gelsin, on sıfır galiptir benim için.

Ben Adana ile ilgili iyi şeyler de hatırlıyorum ama kötü şeyler de hatırlıyorum. Çok disiplin altında okuduk biz. Bir arkadaşımızın evindeki doğum gününe gittik diye Pazartesi okulda canımızı okudular. Çok ezik yetiştirdiler bizi. Terör zamanıydı falan belki. Sesimizi çıkaramazdık okulda. Çok zaman aldı benim iş hayatımda hakkımı yiyene, ezene karşı sesimi çıkarmam. Her işte bir hayır vardır dersen, belki de bu yüzden çok çalıştım, çok emek verdim. Okulu gezdiğimde çok güzel arkadaşlıklar hatırlıyorum ama çok güzel bir okul hatırlamıyorum. Çok büyük baskı vardı üstümüzde. En büyük protestomuz takım elbisenin altına renkli çorap giymekti.

  • Ne hissediyorsun Adana'ya gittiğinde? Nasıl bir Adana görüyorsun?

Çok değişmiş. Hiç alakası yok eskisiyle. Tatlıcı Fehmi bile değişmiş. Bizim sokakları, şehri bile çıkaramıyorum, tanıyamıyorum. Sular biraz aynı kalmış. Adana'nın insanının sıcaklığını seviyorum hala. Kendimi yine de Adana'da eve gelmiş gibi hissediyorum.

  • Peki Istanbul'da Adanalıyı senin sahiplendiğin gibi Adanalı da seni sahiplendi mi Istanbul'da?

Adanalılık yazılmamış kurallar gibi. İki Adanalı biraraya geldi mi hemen çok acaip bir muhabete giriyor. İlla ticari bir beklenti olması gerekmiyor. Birden kaynaşıyorsun. Mesleki yeterlilik varsa iki kişi arasında tercih kesinlikle Adanalıdan yanadır. Adananın suyu toprağı çok farklı Sunay. 

Bir de aslında Adanalı erkeklerin genelinin romantik olduğuna inanıyorum. Mesela çok iyi hikaye anlatıcısıdır Adanalı erkek. Benim tanıdığım tüm Adanalı erkeklerin entellektüel bir derinliği vardır. Okurlar, izlerler, dünyaya bakarlar. Bu belki de hayata tutunma mücadelesinin verdiği bir şeydir, bilemiyorum. Adanalı erkekler romantik olurlar ve kadınlarına da değer verirler. Çok değer verirler.

  • Buraya gelirken bunu sana sorup sormamayı çok düşündüm Gökhan. Meğer herkesin bildiği benim ise bu yaşımda öğrendiğim bir formül varmış. Erkeklerin kız arkadaşlarını seçerken uyguladıkları bir formül. Yaşları bölü iki artı yedi diye bir yaş sınırı. Eşin senden onbeş yaş küçük...

Duymuştum galiba ama o kurala göre seçmedim ama biraz denk geldi. Şöyle söyleyim Sunay, çok da haksızlık olmasın ama kendi yaşıtım kızların hayatlarındaki yaşadıkları hayal kırıklıklarını tamir etmeye çalışmak biraz zor bir şey. Belki de beyaz bir sayfa açmak istedim. Önce bana çok küçük geldi eşim ama eşimin tercihi, isteği  oldu evlilik. Yaş farkı olunca birbirini tanıma aşamasında eşini tolere edebiliyorsun. Arkasında kötü bir niyet olmadığını biliyorsun. Erkekler de biraz geç olgunlaşıyor. Galiba bu formül işe yarıyor ya...  Erkekler 30 yaşından sonra kendini sorgulamaya başlıyor. Kişisel gelişim kitapları okumaya başlıyor. Biraz da para kazanmasıyla ilgili.

  • Başkalarının hayal kırıklıklarını tamir edeceğine, kendi yarattığım hayal kırıklıklarını tamir edeyim dedin yani !

Aynen öyle. Zaten şöyle bir şey var; hayatında biraz rahat etmeye başladığında, hayattan zevk almaya başladığında artık sorun istemiyorsun. Hayatında sorun yaratan insan da istemiyorsun. Erkekler bir ilişkide ne arar biliyor musun? Huzur. Kadın ne arar? Kendini özel hissetmek.

  • Sorun erkekte başlıyor. Erkek kadını özel hissettirmediği için kadın huzursuzluk yaratıyor. Ne yaparsa yapsın erkekler önce kadınları özel hissettirecek. İş sizde başlıyor yani. Siz bizi özel hissettirdikten sonra gerekirse biz üç maymunu oynamasını biliriz.

Bak işte, erkeği önce çözmek gerekiyor. Güzel söyledin. Bir de arkadaş olabilmek önemli. Arkadaşın şunu neden şöyle yaptın dese tolere edersin. Sevgilin söylese bozulursun.

  • Sen eşinle arkadaş mısın?

Kesinlike öyleyiz. Öncelikle egolardan arınmak gerekiyor. Bana kızsa, söylense hiç sesimi çıkarmam. Misilleme yapmam. Bir kadına kavgada hiçbir şey anlatamazsın. Bekleyeceksin abi.


  • Erkeklerin, genelde feodal bir isteği var, erkek çocuk sahibi olmak gibi...

Hayırlısı ama, ben kız çocuk istiyorum. Kız çocuğunu onbeş yaşına kadar sıkıştırıp sevebilirsin, erkek çocuk altı yaşından sonra dokunamazsın, elletmez kendini.

  • İsteyip de yapamadığın bir şey var mı?

Çocuk... Aslında 2015'de frene basmak istiyorum. Yazmak istiyorum. Okuyarak ve yazarak hayatımı geçirmek, roman, senaryo yazmak istiyorum.


SUNAY KARAMIK

sunay@sunaykaramik.com

www.sunaykaramik.com



Haber Tarihi : 29.11.2011         Bu Haber 10644 Kez Okundu.



Yorumlar(0)

Henüz Yorum Eklenmemiş

Yorum

(*) Zorunlu alanlar

CAPTCHA

Resmi görüntülemekte sorun yaşıyorsanız yenileyiniz.

Lütfen bu alana yukarıda gördüğünüz güvenlik kodunu giriniz

REKLAM

Facebook

Twitter