"Çukurova’nın En İyi Gazetesi"

Son Güncelleme 10:35

KADİRLİ VE KOZAN’DA KIÇI KIRIK ALİ ÇETESİ VE İSTANBUL MATBUATI…

 

Adana'nın İstanbul matbuatından çektiğini Süleyman Efendi nasırından çekmemiştir. Hani Süleyman Efendi'nin kim olduğunu hatırlayalım:

"Hiçbir şeyden çekmedi dünyada / Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile / O kadar müteessir değildi;

Kundura vurmadığı zamanlarda / Anmazdı ama Allah'ın adını Günahkârda sayılmazdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi'ye..."

Süleyman Efendi Orhan Veli'nin edebiyat dünyamıza kazandırdığı bir kişidir.

Adana, İstanbul Matbuatından öyle çekmektedir.

Ah şu İstanbul Matbuatı...

Kötülüğü çeken paratoner gibi, sanki kalemlerinin ucunda iyilik savar var.

 

CUMHURBAŞKANI KATİL KADAR İLGİ GÖRMEDİ

 

Yine bu gazetenin yazarları Vali Hüseyin Avni Coş'u . Vali öylesine dertli bir şekilde şunu anlattı: "Yahu Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı geldi. Çok sevinmiştim. Adana hem Türkiye gündemine girecekti hem de Orta Avrupa'da tanınacaktı. Öyle bir program yaptık ki, Adana'nın doğal güzelliklerinden, tarihi değerlerine ve ekonomik zenginliklerine kadar tanıtım gezisi yaptık.

Karataş - Yumurtalık Kuş Cenneti, Lagünler; oradan çıktık, Organize Sanayi Bölgesi; ardından Yılankale, Toprak Kale, Kozan Kalesi, Anavarza derken... Çek Cumhuriyeti  Cumhurbaşkanı'nın bu güzellikler karşısında hayranlığını izliyordum. Ertesi gün gazetelerin tamamını getirttim. Dehşete kapıldım: Aynı gün Adana'da bir adam karısını öldürmüş, bütün manşetlerde o haber vardı. Bazı gazeteler Cumhurbaşkanından birkaç satırla söz etmiş diğerlerinde de zaten haber yoktu..."

Bu anlatım bire bir olmazsa bile Beş Ocak Gazetesinin sütunlarında var.  

Demek ki neymiş?

Bu bölgenin eşkıyalık ve cinayet haberleri İstanbul matbuatını daha çok ilgilendiriyor.

Geçmişte nasıldı?

Şimdi ona bakalım.

 

EŞKIYALIK NEDİR NE DEĞİLDİR?

Bilmiyorum. Bu güne kadar bu konuda sürekli çalışır, araştırır, okur yazarım ama eşkıyalık nedir dendiği zaman susar kalırım.

 

"Eşkıya", sözlükte "talihsiz, bedbaht, haylaz; haydut, yol kesen" gibi anlamlara gelen "şâki" sözcüğünün çoğuludur.İslâm hukukunda "yol kesen" anlamında "hırabe" veya "kat'ı tarik" tabirleri kullanılmıştır. Osmanlı kaynaklarında ise "kat'-ı tarik" tabiri kullanılmakla birlikte daha çok "eşkıya" sözcüğüne yer verilmiştir.

İslâm hukukunda yol kesip, Müslümanların ve Zımmilerin mallarını ellerinden zorla, şiddetle ve korkutarak alan, hayatlarına kasteden, halkı korkuya sürükleyen kişilerin işlemiş oldukları suç "büyük hırsızlık" olarak nitelendirilmiştir.

Bununla birlikte eşkıyalık suçunu hırsızlıktan ayıran en önemli fark, hırsızlık suçunun kuvvet ve şiddet kullanmaksızın bir malın gizlice alınması temeline dayanması; eşkıyalığın ise kuvvet kullanılarak zorla gerçekleştirilen bir eylem olmasıdır.

Eşkıyalık, zaman zaman devlete başkaldırı, isyan suçu ile de karıştırılmakta ve bu iki suç aynı kategori içinde değerlendirilmektedir. Oysa eşkıyalık, isyan suçundan farklı olarak mevcut siyasi iktidara başkaldırı ya da mevcut siyasi iktidarı değiştirme amacını taşımamaktadır.

 

Böyle diyor sözlükler.

Konuyu daha fazla çatallaştırmadan saadete gelelim.

 

EŞKİYALIK KURUMSAL OLUNCA...

 

6 Temmuz 1931 tarihli Türksözü Gazetesi, birinci sayfasından verdiği haberi sizinle paylaşalım.

 

"İzale-i Şekavet Kanunu"nun tatbikatına başlanıyor..." Nedir bu kanun eşkiyalığın inine girmek ve kökünü kazımak. Yetti gari...  Çünkü, eşkıyalar eşkıyalıklarını yapıyordu, devlet görevlileri de kendi görevlilerini gelin görün ki durum karışmaya başladı.

İslam ansiklopedisine göre:

Bu arada "ehl-i örf" denilen taşradaki devlet görevlileri de zaman zaman eşkıyalığa teşebbüs ediyordu. Nitekim bazan eşkıya teftişiyle görevlendirilen bir kadı veya naib halka zulmediyor, bir sancak beyi eşkıya ile birleşebiliyordu. Devleti taşrada temsil eden sipahi oğulları ile silahdar, yeniçeri, cebeci, topçu, beylerbeyi ve sancak beyi subaşılarının bir kısmının eşkıya grupları teşkil ettiği de oluyordu. Ehl-i örfün asli görevi eşkıya ve haraminin hakkından gelmek olduğu halde bunların halkı ezdiğini gören gerçek eşkıya zulmünü daha da arttırırdı. İki ateş arasında kalan köylü de tehlikenin daha çok geldiği eşkıya tarafına meylederdi. Böylece birçok eşkıya grubu taşrada köy ağaları, şehirlerde ise zabit ve idarecilerle iş birliği içine girerdi. Halk eşkıyaya para, yiyecek ve barınak vermek zorunda kalırdı. Eşkıyaya yardım ve yataklık yapan halk "nezir akçesi"ne bağlanarak topluca para cezasına çarptırılabilirdi..."

Artık tuz kokunca Eşkıyalığın Kökünü kazıma Kanunu, Cumhuriyetin ilk kanunlarından biri oldu.

 

KIÇI KIRIK ALİ ÇETESİ KAÇ KİŞİYDİ...

 

Gazete haberine kaldığımız yerden devam ediyorum: "Kadirli ve Kozan Köylerinde icrayı şekavet eden Çete İstanbul Muhalif gazetelerinin mübalağayla aksettirdiği gibi 67. Kişilik bir çete değildir..."

"Bir çok defalar gazetemizde mevzuu bahsettiğimiz bir çete var: Kadirli kazasında altı seneden beri icrai şekavet eden Kıçı Kırık Ali Çetesi...

Bu çete şu kadar zamandan beriırsat buldukça icrai şekavet etmekte (yani soygun yapmakta), faaliyet sahası yaptığı Kadirli, Kozan kazaları ve köylerinde dolaşıp durmaktadır..."

Kardeşim bu çete büyük değil, sadece Kadirli ve Kozan'da icra-i sanat eylemektedir...

"Yaptığımız esaslı tahkikata nazaran bu gün Kıçı Kırık Ali Çetesi dört şakiden ibarettir.

Fakat bu çetenin avanelerinden Mulla Hacı ve Yusçi Mehmet de beşer kişilik birer çete teşkil etmişlerdir..."

BASKIN 17 KİŞİ DEĞİL BEŞ KİŞİ İLE...

Burada durayım ve bir not paylaşayım. Bir Eşkıya hem Kıçı Kırık Çetesi'nin mensubu hem de ayrıca beş kişilik bir çetesi var adı da hem "Mulla" hem de "Hacı"... Vallahi de tillahi de yorum yapmıyorum; yorum okuyucuya ait.

İşte bu Mulla Hacı gazete haberine göre: ... Mulla Hacı takriben 25 gün evvel Kozan'ın Bucak Köyü'ne beş avanesi ile gitmiş, ahaliden Kara Veli'nin 12 altunu ile birkaç evrakı nakdiyesini gasp etmişti. Bu hadise İstanbul gazeteleri'nde tam bir mübalağa ile aksetmiş, bu küçük gasp hadisesi 17 kişilik bir çete baskını olarak olarak gösterilmiştir..."       

Anlyoruz ki üstelik bu baskını Kıçı Kırık Ali Çetesi değil, bu çetenin mensuplarından biri olup ayrıca çeteye sahip olan Mulla Hacı yapmıştır.

İstanbul matbuatı bu baskını abartmış. Beş kişi ile yapılan baskının neden 17 kişi olarak verildiği anlaşılamamıştır.

Benim anlamadığım bir şey daha var. Haberin başlığında 67 kişi yazıyordu içeriğinde ise 17 kişi... Hangisinin hata olduğunu ben anlayamadım.

Ama mühim değil; burada kıssadan hissemiz;

İstanbul matbuatı Adana ile ilgili olayları hep kötü olarak aksettirmektedir. Oysa o zaman bile eşkıyaya karşı alınan tedbirleri haber yapmamıştır.

Eşkıyalığın kökü kazınmış mıdır? Bilmiyorum.

 

EŞKIYA KILIK DEĞİŞTİRDİ...

 

Bildiğim tek şey, eşkıyanın kılık değiştirmiş olduğudur.

Önceden eşkıyayı tanıyabilirdik, bıyıkları, omzunda fişeklik, sırtında mavzer bize "ya paranı ya canını" derdi... Şimdiki eşkıyalar, elektronik cihazlarla geliyor; masa başında, kravatlı, bazen pazarlamacıi bazen telekominikasyon şirketi, bazen de banka veya sigorta şirketi olarak karşına dikiliyor... bazen kardeşin, bazen iş ortağın olarak yayında bitiveriyor...

Üstelik ya paranı ya canını demiyor.

"Ya paranı ya paranı" diyor, ardından ahlak konuşmaları yapıyor...

İnsanın eski eşkıyaları özleyesi geliyor...

Ama gerçek saadet ne eski ne de yeni eşkıyaların varlığındadır.

Eşkıyasız bir dünyada buluşmak üzere...

Son sözü iki filozofa bırakıyorum:

"Bir memlekette ne kadar çok yasa ve nizam varsa, orada o kadar da çok hırsıza ve hayduta rastlanır" diyor, Uzakdoğu'nun en büyük filozofu Lao Tzu.

 

Yine aynı coğrafyanın filozoflarından Kobfüçyüs: "Eğitimli insanlar öncelikle eğitime değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olurlarsa haydut olurlar" der. 

 


Haber Tarihi : 29.01.2017         Bu Haber 0 Kez Okundu.



Yorumlar(0)

Henüz Yorum Eklenmemiş

Yorum

(*) Zorunlu alanlar

CAPTCHA

Resmi görüntülemekte sorun yaşıyorsanız yenileyiniz.

Lütfen bu alana yukarıda gördüğünüz güvenlik kodunu giriniz

REKLAM

Facebook

Twitter